İnsanlığın mağara duvarlarına kazıdığı ilk figürlerden günümüzün modern anıtlarına kadar heykel, zamana meydan okuyan en kalıcı ifade biçimlerinden biri olmuştur.
Resim veya müzikten farklı olarak heykel, izleyiciyle aynı fiziksel mekânı paylaşır; dokunma, etrafında dönme ve ışık-gölge oyunlarıyla farklı açılardan deneyimlenme imkânı sunar. Formun malzeme ile buluştuğu bu disiplin, sadece bir objeyi değil, o objenin etrafındaki boşluğu da biçimlendirir.